İlham Veren Başarı Öyküleri - 1

 📎 Başarı hikayeleri, ilhamın ta kendisi! Çünkü bazen bir şeylerin değişmesi için ne kadar hazır hissetsek de ilk adımı atmak için bir kıvılcım arıyoruz. Gerçeği yansıtan başarı hikayeleri de hayatımızda harekete geçirici, olumlu etkiler yaratıyor.

İnsanlar bir ya da birden çok başarı hikayesinden aldığı ilhamla kendi yolunu çiziyor. Rol model ediniyor ve bu şekilde motive oluyor. Kendi fırsatını yaratanlar, imkansızlıkların içinden sıyrılanlar, küllerinden yeniden doğarlar...


Nike’ı Kuran Adam Phil Knight

Phil Knight, bugün spor ayakkabı denilince akla ilk gelen markalardan birinin kurucusudur. Nike'ı kurmak onun için hiç de kolay olmadı çünkü başlangıçta elinde sadece 50 doları ve hayalleri vardı.

1962 yılında Stanford Business School’da bir ödev hazırlarken birdenbire aklına Japonya’dan ayakkabı ithal etme fikri geldi. Okulu bitirdiğinde ise, fikrinin çılgınca olmadığına dair babasını ikna etmekle başladı.

Phil Knight'ın Japonya'ya gitmesiyle serüven başladı. Koşu ayakkabısı üreten Onitsuka Şirketi’ne gitti ve onlara tamamen kendisinin hayal ürünü olan “Blue Ribbon” şirketi adına çalıştığını söyledi ve istediğini aldı!

Zorlayıcı ve ikna edici bir konuşmanın ardından Onitsuka, Phil Knight’ın hayali şirketine ABD piyasası için distribütörlük hakkını verdi. Fakat bunun karşılığında Knight’ın 50 dolara ihtiyacı vardı. İkna ettiği babasından 50 doları istedi. Nike artık doğmak için hazırdı.

1964 yılına geldiğinde Knight'ın Onitsuka’dan beklediği ilk ayakkabıları geldi. Knight, ayakkabıları koşu antrenörü olan Bill Bowerman’a gönderdi. Tek umudu Bowerman’ın takım için birkaç ayakkabı satın almasaydı fakat çok daha iyisi oldu ve Bill Bowerman, bu hayali şirkete ortak oldu. Hayali şirket artık gerçek olmuştu.

Satışlar önce araba bagajında faaliyet gösterdi, 1966 yılında ise parekende satış yapılan bir dükkanda devam etti. Phil Knight, batı kıyısındaki tüm koşu takımlarına ulaşmak istiyordu. Satış stratejisi ise basit fakat etkiliydi. Ayakkabıları deyim yerindeyse peynir ekmek gibi satıyordu.

Fakat bir süre sonra Onitsuka'yla anlaşmazlıklar yaşamaya başladı ve Phil Knight, Onitsuka’ya alternatif olması için Nike markasını yarattı daha sonraysa Onitsuka ile yollarını ayırmaya ve kendi kanatları ile uçmaya karar verdi. Nike markası adı altında da satışları gayet iyi gidiyordu fakat bir yandan da tedarikçisi Onitsuka ile sorunlar yaşamaya devam ediyordu.

1974 yılında Phil Knight, başına gelen tüm maddi sıkıntılara rağmen ayakta kalmaya devam ediyordu. Aynı zamanda Onitsuka ile yolları ayırdığı için tedarikçi zorluğu da çekiyordu. Ama başarının kokusunu almaya başlamıştı. Tüm maddi problemler aşıldıktan sonra Phil, nasıl bir marka yaratmak istediğine odaklanmıştı. Markanın kesinlikle büyük ve güçlü aynı zamanda da kârlı, yenilikçi ve verimli olsun istiyordu.

O zamanlarda spor ayakkabı onun için sadece sporcuların giydiği bir ürün değil günlük hayatta da insanların kullanabileceği bir ürün olmalıydı. Markasını bu yönde hazırlamalıydı. 1976 yılına gelindiğinde ise Nike'ın ayakkabıları sadece sporcular tarafından değil herkes tarafından beğenildi. Satışlar inanılmazdı.

Nike, artık bir markadan daha fazlasıydı...


Bir Deha! Stephen Hawking

9 Ocak 1942 doğumlu Hawking, akademik hayatının başlarında sınıfın parlayan yıldızı olarak kabul edilen bir öğrenci değildi. İlk yıl St. Albans Okulu'nda, sınıfının sondan üçüncüsüydü ve okul dışındaki etkinliklere daha odaklıydı. Hawking ilk önce Oxford'da iken fiziksel sağlığıyla ilgili sorunları fark etmeye başladı fakat bu belirtileri saklamayı tercih etti.

Cambridge Üniversitesi’nde öğrenci olduğu senelerde Hawking’e ALS hastalığı teşhisi kondu. (ALS hastalığı en basit tabirle kaslarını kontrol eden sinirlerin işlevini yerine getirememesi durumu.) Henüz 21 yaşındaydı ve doktorlar 2,5 sene ömrünün kaldığı şeklinde tahminlerde bulundu.

Bedeni giderek gücünü kaybeden Hawking’in keskin zekası; evrenin doğası, nasıl oluştuğu ve nasıl son bulacağıyla ilgili teoriler üretmeye devam ediyordu. 1974'te, Hawking'in kara delikler üzerindeki araştırması, onu bilimsel dünyada bir üne kavuşturdu.

Hawking, maddenin radyasyon şeklinde, çökmüş bir yıldızın çekim kuvvetinden kaçabileceğini gösterdi. Hawking, dünyanın kara delikler ve evren hakkında nasıl düşündüğünü yeniden şekillendirerek çalışmalarını geliştirmeye devam etti.

Hawking kendi Radyasyon Teorisi’ni 32 yaşındayken ortaya attı ve prestijli Albert Einstein Ödülü'nü kazandı. Albert Einstein’dan bu yana gelmiş geçmiş en büyük fizik profesörü olarak anılan Nobel ödüllü Hawking, kuantum fiziği ve uzay bilimi hakkında çığır açan birçok çalışmaya imza attı.

Hawking'in 2012 yılında 70. doğum gününü kutlarken yaptığı: “Uzaya açılmadan, insanoğlu 1000 yıl daha yaşayamaz.” açıklaması çok konuşuldu.

Fiziksel engellerine rağmen zihinsel dehasıyla büyük bir ilham kaynağı olan İngiliz bilim insanı Stephen Hawking 76 yaşında hayatını kaybetti. Geride ilham saçan bir hikaye, insanlığa ışık yakan çalışmalar bıraktı.


Üreten Kadınlardan Zümran Ömür

Kars'ın Boğatepe Köyü'nde yaşayan ve kadının toplumda daha fazla yer alması, kendi ayakları üzerinde durması için çalışmalarda bulunan Zümran Ömür, herkese örnek olması gereken güçlü kadınlarımızdan biridir.

46 yaşında üç çocuk annesi ve ilkokul mezunu olan Zümran Ömür, Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği'nin başkanıdır. Dernek, 45 kadın ve 15 erkek üyeden oluşmaktadır. Derneğin çalışmaları ise tıbbi bitkiler üzerinedir. Zümran Ömür, Boğatepe köyünde 650 bitki çeşitliliği olduğunu söylüyor ve bunun farkına vardıklarında ise 2007'de derneği kurduklarını belirtiyor.

Hindistan'dan gelen Vinot Kumar isimli bitki doktoru köylerinde misafir eden kadınlar, doktor Vinot sayesinde köylerindeki endemik bitki türlerini öğrenmişler. Sonrasında ise bu bitkiler Türk uzman hekimler tarafından da incelenmiştir.

Bitkileri inceleyen uzmanlar, kadınlara bu bitkileri nasıl kurutmaları gerektiklerini ve tıbbi değeri olan kremler, yağlar üretmeyi öğretmişler. Kadınlar ise bitki literatürünü iyi kavrayabilmek için tam 1 sene boyunca Fransızca eğitimi almışlar(Fransızca dışında sağlık kursları, beslenme kurslarına da gitmişlerdir.)

Kadınlar olarak üretime çok önem verdiklerini söyleyen Zümran Ömür, "Üretmeyen toplum mahvolmaya mahkumdur" diyor. Yaz aylarında 3-4 günlük bir programa dahil olup bitki türlerini, nasıl kurutulduklarını, hangisinin ne işe yaradığını dilerseniz size anlatıyor ve sizi köy evlerinde misafir ediyorlar.

Ayrıca Zümran Hanım ve arkadaşları Kars'ın en meşhur 32 peynirinin gelecek nesillere aktarılması için 2010 yılında Türkiye'nin ilk peynir müzesini açmışlardır ve bu çalışmalarıyla birlikte Zümran Ömür, Türkiye'ye Enerji Veren Girişimci Kadınlar Ödülünü kazanmıştır.

Açılan peynir müzesinde, gravyer, eski kaşar, Türkmen saçak, Malakan, tulum, otlu, kelle, tel, çürük, çanak gibi çeşitler olmak üzere onlarca peyniri bulabiliyorsunuz. Kaldı ki bu peynirlerin bir benzeri dünyanın hiçbir yerinde yok ve hepsi tescilli.

Müzeye gelen ziyaretçiler isterlerse peynir üretimi hakkında bilgi alabiliyorlar veya bu özel peynirlerden satın alabiliyorlar.

"Atatürk, bize seçme ve seçilme hakkımızı vermiş, evde mi otursaydık"
"Kadının yeri eşinin arkası değil, yanıdır"

Bu sözleriyle kadınları daha fazla toplum hayatına dahil etmek için elinden geleni yapan, üreten, üretmeye teşvik eden ve gelecek nesillere sağlıklı bir yaşam bırakmak isteyen Zümran Ömür'ün nice girişimcilere özellikle de kadınlara, üretmeleri için ilham kaynağı olması dileğiyle...

Yorumlar

Daha yeni Daha eski