Alfred Adler'in Bireysel Psikoloji Kuramı

📎 Alfred Adler; Sigmund Freud ve C. G. Jung gibi psikodinamik yaklaşımı benimsemiştir. Psikodinamik yaklaşıma göre bireylerin tutum ve davranışları, bebeklik ve erken çocukluk dönemindeki şemalarına göre şekillenmekte, kişilik de bu bilinç dışı şemalar çerçevesinde oluşmaktadır. İnsan davranışlarının, doğuştan gelen içgüdülere göre biçimlendiğini belirten psikodinamik yaklaşım insanların, yaşamlarındaki kaygı verici durumları içgüdüsel bir şekilde devreye giren savunma mekanizmaları sayesinde gidermeye çalıştığını ve insanın özgür iradesiyle hareket etmediğini öne sürmektedir.

Bu noktada kendinden önceki kuramcılardan ayrılan Adler, kişiliğin ve kişilik özelliklerinin tamamen içgüdüsel olarak şekillenmediğini belirterek yaşanılan toplumsal olayların, çevresel faktörlerin ve kişiler arası ilişkilerin de kişilik gelişiminde etkili olabileceğini ifade etmiştir. Alfrer Adler, bu bağlamda Sigmund Freud ve C. G. Jung’tan daha iyimser ve gelişime açık bir görüş ortaya atmıştır. Bu fikir ayrılıkları Adler’in, Freud’dan ve Psikanaliz Derneği’inden ayrılarak, kendi Bireysel Psikoloji Derneği’ni kurmasına neden olmuştur.

Psikodinamik yaklaşıma göre kişiliğin oluşumu

Adler’e göre insan davranışları tamamen geçmiş şemalara ve biyolojik süreçlere göre şekillenmemekte, insanın istekleri ve beklentileri de; kişilik gelişimine ve davranışları belirlemede etkili olmaktadır. Kişilik gelişiminde, insanın sosyal çevresiyle kurduğu etkileşimlerinin önemine vurgu yapan Adler, herkesin kendine has sosyal etkileşimler geliştirebileceğini belirtmiş ve kuramını “Bireysel Psikoloji” olarak adlandırmayı uygun görmüştür.

Kuramını geliştiriken Karl Marx'ın görüşlerinden de etkilenen Adler, kişiliği anlamak için bireylerin toplumsal yaşam süreçlerinin değerlendirilmesinin gerekli olduğunu belirtmiştir. İnsanların topluma karşı sorumlu olduklarını öne süren Adler’in kuramına göre, toplumun eğitici bir rolü bulunmakta ve kişiliğin; kalıtsal özelliklerin toplumsallaşma süreciyle birlikte yeniden şekillenerek oluştuğu savunulmaktadır. Adler'in kuramı, toplumsal süreçlere verdiği bu önemle, kişiliğin gelişimini psikoseksüel süreçlerle (cinsel gelişim) açıklayan kuramlardan büyük ölçüde farklılaşmaktadır.

Adler'in kuramında insanların yaşamlarında anlam bulmaları, mutlu hissetmeleri ve yaşam doyumuna ulaşmaları için toplumla uyumlu bir ilişki kurmaları ve kişisel beklentileriyle toplumun beklentileri arasında uyumlu bir bütünlük oluşturmalarının gerekli olduğu savunulmaktadır. Bu beklentilerin ve eylemlerin de “yaratıcı benlik” sayesinde gerçekleştirileceği belirtilmektedir.

Adler’e göre insanlar, yaratıcı benlik sayesinde içerisinde “sosyal ilgiyi” barındıran ve toplumsal uyumla iç içe olan bir “yaşam tarzı” oluştururlar. Bireylerin belirledikleri bu yaşam tarzı, yaşantılarının bazı amaçlar üzerinde şekillenmesine olanak tanımakta ve hayatlarını anlamlandırarak yaşam doyumuna ulaşmalarına katkı sağlamaktadır.

İnsanlara amaçlarının olduğunu ve onlara anlamlı yaşadıklarını hissettirecek en önemli şeyin, eksikliklerini törpüleyerek kusursuz bir bene ulaşmaları yolunda çaba göstermeleri olduğunu belirten Adler, bu çabayı açığa çıkaran iki temel duygunun varlığından söz etmektedir. Bunlardan ilki “üstünlük duygusudur.” Adler’e göre insanların yaşam boyunca üstün olma çabaları bulunmaktadır ve doğdukları andan itibaren var olan bu üstünlük duygusu, insanların kusursuz bir bene ulaşmaları için itici bir güce sahiptir. Adler’in ortaya attığı diğer duygu da “aşağılık duygusudur.” Buna göre, insanlar doğuştan eksiklikleri olan varlıklardır ve bu eksiklikler sonucunda oluşan aşağılık duygusu onların üstün olma isteklerine etki ederek, eksikliklerinden arınmalarına ve kusursuz bir bene ulaşmak için çabalamalarında önemli bir rol oynamaktadır.

Bu duyguların sağlıklı bir biçimde yaşanmasının kişilik gelişimini olumlu yönde etkileyeceğini ve insanların yaşamlarını anlamlı kılacağını savunan Adler, aşağılık ve üstünlük duygusunun sağlıklı bir şekilde ekinlik göstermediği takdirde insanlarda aşağılık ve üstünlük kompleksinin oluşabileceğine dikkat çekmiş, bu komplekslerin oluşması sonucunda da insanların kişilik gelişimlerinin olumsuz etkileneceğini ve bu kişilerin uyum problemleri yaşayabileceklerini, amaçsız hissedebileceklerini ve yaşam memnuniyetlerinin düşebileceğini belirtmiştir.

Adler’in kuramında kişiliği belirleyen faktörlerin yalnızca doğuştan ve erken çocukluk döneminden ibaret olmadığı, insanların kişiliklerini belirlemede toplumsal süreçlerin etkili olabileceği fikri sıklıkla vurgulansa da kuramda doğuştan gelen bazı faktörlerin de kişiliği belirlemede etkili olduğu yer almaktadır.

Bu faktörlerden en bilineni, bebeklerin doğum sırasıdır. Adler’e göre insanların kaçıncı çocuk olduğu kişilik gelişimlerinde etkilidir. Örneğin Adler, ilk çocuğun baskın karakterli ve mükemmeliyetçi olacağını belirtirken, ikinci çocuğun, ilk çocukla mücadele içinde olacağını ve daha kıskanç olabileceğini öne sürmektedir.

Alfred Adler, insanların kişiliğinin yalnızca biyolojik unsurlarla ve psikoseksüel süreçlerle oluştuğu fikrini kabul etmeyerek, sosyal ve toplumsal bir varlık olan insanın kişilik gelişiminin de sosyal etkileşimlerden bağımsız olamayacağını savunmuştur. Geliştirdiği “Bireysel Psikoloji” kuramıyla da insanların kendilerini geliştiremeyecekleri ve değiştiremeyecekleri fikrine karşı gelerek insanlara karşı iyimser bir tavır sergilemiştir. Bu anlayışıyla da insancıl yaklaşımların ortaya çıkmasına öncülük etmiştir.

Yorumlar

Daha yeni Daha eski