Carl Rogers'ın Hümanist Kişilik Kuramı

 

📎 Geleneksel Hıristiyanlığın; insanların doğuştan kötü ve günahkar oldukları fikrini kabul etmeyen Carl Rogers, insanların sorumluluk sahibi canlılar olduklarını ve özgür iradeleriyle karar verebileceklerini savunarak, psikodinamik yaklaşım (Sigmund Freud) ve determinizm karşıtı bir görüş içerisinde olmuştur. Bu görüşünü, yaptığı çalışmalara da yansıtan Rogers, hümanist psikolojinin önde gelen isimlerinden biri olmuştur. İnsanların kişiliklerinin ve davranışlarının tamamen bilinç dışı dürtüler ve içgüdüler tarafından belirlendiğini kabul etmeyen Carl Rogers, danışan merkezli psikoterapi çalışmalarını referans alarak “Hümanist Kişilik Kuramını” ortaya atmıştır.

Hümanist yaklaşıma göre insanların doğuştan iyi oldukları, bilinçli seçimler yapabilecekleri ve kendileri için en iyi olanı bildiklerini; ancak sosyal ve kültürel süreçlerin onları doğru seçimlerden uzaklaştırabileceği savunulmaktadır. Bu yaklaşımın öncüsü olan Rogers, psikodinamik yaklaşımın savunduğu, kişiliğin kalıtsal unsurlar ve erken çocukluk dönemindeki evrelere göre tamamen şekillendiği ve sonrasında herhangi bir kişilik gelişiminin mümkün olmadığı görüşüne karşı çıkmıştır.

Kişiliğin; sosyal yaşantılara, beklentilere ve kişiler arası ilişkilere göre şekillenen dinamik bir süreç olduğunu savunan Rogers’a göre, bireyler arzularını ve beklentilerini gözden geçirerek kendilerine yönelik farkındalık geliştirebilir, kendilerini gerçekleştirebilir ve yaşam memnuniyetlerini artırabilirler. Herkesin kendini gerçekleştirme potansiyeli olduğunu düşünen Rogers, insanların bu potansiyellerini tam anlamıyla ortaya çıkarmaları için, geçmişe ve geleceğe dair düşüncelere takılmak yerine şimdiye odaklanmalarını; bu bağlamda kendilerine güvenmelerini, deneyimlere açık olmalarını ve yaratıcılık sergilemeleri gerektiğini öne sürmektedir.

Rogers, insanların potansiyellerini ortaya çıkarmak adına yeterli çabayı sergiledikleri takdirde, gerçek benliklerini ideal benliklerine ulaştırabileceklerini, bunun sonucunda da kendilerini gerçekleştiren bireyler olarak hayatlarına anlam katabileceklerini ve yaşantılarında doyuma ulaşabileceklerini savunmuştur. Ortaya koyduğu hümanist yaklaşımıyla da insanların kişilik gelişimlerine yönelik iyimser bir anlayış içerisinde olmuştur. Bu anlayış kapsamında da ampirik çalışmalar ortaya koymuş ve kuramını deneysel süreçlerle temellendirmiştir.

Yorumlar

Daha yeni Daha eski